“İş hayatı bütün lise ve üniversitelerden daha zor bir okuldur” diyor Thomas A. Edison... Hiç bitmeyen ve mezun olunamayan bir okul... İş hayatının meşakkatli yönleriyle yıllar önce tanışmış ve karşılaştığı her zorluğu kendine deneyim edinmiş bir isim var karşımızda: Gökhan Demiruz…

Uzun yıllardır demir çelik sektörünün içerisinde yer alan Gökhan Demiruz’un hikayesi Perşembe Pazarı’na uzanıyor… Uzun yıllar sektörde profesyonel olarak görev yapan, en alt kademeden en üst kademeye kadar birçok departmanda tecrübe edinen Demiruz, 2006 yılında kendi firması olan Gökmetal AŞ’yi kurdu. Geçmişten gelen ticaret kurallarıyla günümüzdeki ticaret kurallarının fazlasıyla değiştiğini dile getiren Demiruz; “Ticaret demek yeni kapılar demek… Yıllar geçtikçe her şey gibi ticaretin de kuralları değişti. Günümüz şartlarında, gelişen teknolojiye ayak uydurarak sektördeki konumumuzu her geçen gün güçlendiriyoruz” diyor.

Yassı çelik sektöründe, Çelik Servis Merkezi kulvarında yeni yatırımlar yapan, kalite odaklı üretim ve satış felsefesini benimseyen Gökmetal, sanayicilere her daim nitelikli hizmet sunmayı hedefliyor. Üretiyor, satıyor, yatırım yapıyor... Başarının anahtarının müşteri memnuniyetinden geçtiğini dile getiriyor ve her daim gelişmeyi hedefliyor. Dergimizin Kasım sayısında Gökmetal AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Demiruz’u kapağımıza taşıdık. Gökmetal’in son dönemlerde yapmış olduğu yatırımları, son dönem hedefleri ve 2017 beklentilerini sizler için konuştuk.

Gökhan Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Memleketiniz, eğitim hayatınız ve sektörle tanışmanız hakkında neler söyleyebilirsiniz?

1966 yılında Kayseri’de doğdum… İlköğrenimi Kayseri’de tamamladım. Ticaret Lisesinden mezun olduktan sonra 1987 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nden mezun oldum. Üniversiteden ziyade, o dönemki lise tahsilimin bana çok şey kattığını düşünüyorum. Ticaret Lisesi kökenli olmanın çok faydalarını gördüm. Bizim dönemimizdeki ticaret lisesi mezunları akademik yönden çok iyi yetiştiriliyordu. Şu an durum biraz değişti; bunu da eğitim sisteminin sürekli değişmesine bağlıyorum. Sektörle tanışmam ise 1983 yılı Perşembe Pazarı’na dayanıyor. O yıllarda sektörü tanımaya başladım. 1987 – 1992 yılları arasında Kayseri’de demir çelik sektöründe faaliyet gösteren bir aile şirketinde çalıştım. 1992 yılında İstanbul’a geldim. Profesyonel yöneticilik hayatım 2006 yılına kadar devam etti. 2006 yılı sonrasında GÖKMETAL isimli şirketimizle birlikte müşterilerimize hizmet vermeye başladık.

Sektörel geçmişiniz ağırlıklı olarak yassı çelik üzerine… Geçmiş tecrübenizden yola çıkarak yine aynı kanaldan devam etmek istediniz sanırım... Gökmetal’i kurarken hedefiniz neydi? Neyi amaçlıyordunuz?

Çelik Servis Merkezi kavramı Türkiye’de son yıllarda öne çıkan bir kavram. Biz 1990’lı yıllarda Türk sanayisine hizmet vermekte çok zorlanıyorduk. Yani boy kesme makinaları, dilme makinaları, plazmalar, gündemde bulunan lazerler, punchlar o yıllarda yoktu.

Sanayide hammadde israfının çok fazla olduğunu bütün sektör oyuncuları gibi ben de gördüm. Bunun milli bir servet olduğunu düşünüyordum. Çelik Servis Merkezi kavramı; bir rulonun veya bir tabaka sacın 1 cm’sinin bile hurdaya atılmaması; son tüketiciye, mümkünse sıfır fireyle teslim edilmesi demek bana göre...

Bizler Anadolu’da muhafazakâr bir kültürle yetişmiş nesil olarak hep “israf haramdır” felsefesini düstur edindik. Bu nedenle piyasaya sunulan malzemelerin bir cm’sinin dahi kullanılmasına dönük bir hedefim vardı. Zor bir hedefti aslında bakmayın…

Belki biraz da imkansız… Nihayetinde Çelik Servis Merkezi kavramı Türkiye’ye çok geç geldi. Şimdilerde bile dünyadaki ÇSM işleyiş kavramıyla bizdeki işleyiş kavramı yeterince oturmamış durumda…

Lojistik olarak, ürün kalitesi olarak ve dahi ürün çeşitliliği olarak kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bizim amacımız, sıfır fire ile hammaddeleri müşterilerimize teslim edebilmek. Belki ticari kâr diyeceksiniz. Evet Fakat bunun dışında işin bir de sosyal sorumluluk boyutu var. Yassı çelik sektörü arz – talep dengesizliğinden dolayı Türkiye’de maalesef hep arka planda kalıyor. Müşteri memnuniyetini, müşteri algısını, müşteriyi yönetebilmeyi yeterince başaramadık. Ya biz müşterilerimizi iyi anlayamadık ya da müşterilerimiz kendilerini iyi ifade edemediler. Velhasıl kelam yassı çelik sektörü hak ettiği seviyeleri hala yakalayamadı. Üretim var, tüketim de var. Fakat tüketim fazla olduğu için yurtdışından ürün ithal etmek zorunda kaldık. Burada hemen bir parantez açalım; işin bir de korumacılık boyutu var tabi…

Yurtdışından her malzemenin Türkiye’ye gelmediğini, gelemediğini, dünyada oluşan serbest ticaret mantığı çerçevesinde oluşmuş fiyatların da Türkiye’de uygulanamadığını düşünürsek; ülkemizde maalesef müşteri memnuniyeti, müşteri şikâyeti gibi konular çok da masaya yatırılmıyor. Müşteri ürünü alıyor, parasını ödüyor fakat dile getirdiği şikâyetler çok da dikkate alınmıyor. Neden? Çünkü “Bir sonraki sefer de benden almak zorunda” diye düşünülüyor. Ürün satın alabileceği yerler sınırlı, üretim sınırlı… İşte benim yıllar boyu karşılaştığım sorunlardan sadece bazıları bunlar… Sanayicimize daha iyi hizmet vermek, müşterilerimizin isteklerini dikkate almak ve en az fire ile üretimimizi yapmak ana hedefimiz oldu her zaman. Bu doğrultuda başarıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Gökmetal’in Çelik Servis Merkezi konusunda oldukça geniş bir yatırımı var. Bizlere Gökmetal’in makina parkından bahseder misiniz? Hangi bölgelerde hizmet veriyorsunuz?

Gebze’de iki tane Çelik Servis Merkezi’miz var. Son bir yıldır da Karadeniz Ereğli’de OSB içerisinde 2 tesis daha devreye aldık. 2016 yılsonu itibariyle devreye almış olduğumuz tesislerdeki makinalarımızın montajıyla beraber 4 dilme hattımız ve 6 tane rulo boy kesme hattımız mevcut ve faal olacak. Önümüzdeki 3 sene içinde de Gebze ve Karadeniz Ereğli haricinde İzmir, Manisa ve Osmaniye bölgesinde Çelik Servis Merkezi kurmayı düşünüyoruz.

Bu hatların teknik özelliklerinden, üretim aralıklarından bahseder misiniz? Ürün gamınızda bulunan temel yassı çelik ürünleri neler?

12 mm dâhil boy kesme hattımız, 6 mm dâhil dilme hattımız mevcut; bunlar siyah için geçerli… Ana ürün gruplarımız siyah rulo, galvanizli rulo ve soğuk rulo… Bunların gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından temini ve fabrikamıza intikali sonrasında sıfır fireyle müşterilerimizle buluşması en büyük hedefimizdir.

Yassı çelik sektörünün çok geniş kullanım alanları var. Bu noktada sizin müşteri portföyünüz ağırlıklı olarak hangi sektörlerden oluşuyor? Bunu çeşitlendirmeyi, geliştirmeyi düşünüyor musunuz?

Yassı çeliğin tüketildiği hemen hemen her sektörde müşterimiz var. Belli bir sektör ön plana çıkmıyor. Burada belli bir sektörden ziyade tüketim eğilimleri çok fazla değişmeye başladı. Bundan yaklaşık 5 yıl kadar önce farklı metotlarda yassı çelik hammaddesi alıp nihai mal üreten son tüketici, şu an artık otomasyon sistemine geçmiş durumda. Yani Rollform’lar vb tezgahlar devreye girdi. Birçok müşterimiz artık yaprak sac diye tabir etmiş olduğumuz rulodan boy kesmeyle beraber, dilinmiş malzeme tedarik etmek istiyor. Hem üretim tonajını arttırabilmek hem de fireleri minimize etmek, maliyetleri geri çekebilmek gibi avantajları olması dolayısıyla tercihlerini değiştiriyor. Biz burada belli bir sektörün ismini zikretmekten ziyade Türkiye’de dilinmiş malzeme kullanan galvanizli kaplamalı ürünler, soğuk yassı ürünler, siyah yassı ürünler, hem dilinmiş malzeme kullanan hem de boy kesilmiş malzeme kullanan bütün sektörlere hizmet vermeye çalışıyoruz. Bu sektörlerin başında Otomotiv, Beyaz Eşya, İnşaat, Makina, İklimlendirme gibi lokomotif iş kolları geliyor.

Geçmişte ana üreticiler küçük alımlarla ilgilenmiyorlardı, nihai kullanıcıya gitmiyorlardı. 2008’den sonra ana üreticiler de sokağa indi gibi... 50 ton isteyene 50 ton sac vermeye başladılar. Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Günümüzde değişen her şey gibi demir çelik sektörü de değişti. Eskiden küçük işlerle ilgilenmeyen büyük üreticiler artık çok fazla ayrım yapmaz oldu. Bu sadece ülkemize has bir durum değil. Dünyanın her yerinde böyle bir durum oldu.

Tam rekabet piyasası gibi bir şey diyebiliriz… Tam rekabet piyasası 1800’lerde ortaya çıkmış bir iktisat teorisi. Bir pazarda bütün oyuncuların ve üreticilerin bütün tüketicileri tanıması; bütün tüketicilerin de bütün üreticileri tanımasıdır. Dolayısıyla bu pazardaki oluşan fiyat tam rekabet piyasa fiyatıdır. Bu bir teoriydi dediğim gibi; pratiğe dönüşmeye başladı desek pek de yanlış olmaz. İnternetin ortaya çıkmasıyla birlikte - sadece bizim sektörde değil- bütün dünyada iletişim ağlarının kuvvetlenmesiyle birlikte pazardaki bütün oyuncuların tüketicilere, tüketicilerin de bütün üreticilere ulaşması işin trade kârını azalttı. Trade kârının azalması insanları farklı yönlere götürdü.

2008 yılından sonraki 2 – 3 yıl içinde bizim aklımızdan geçen “Çelik Servis Merkezi” kavramının Türkiye’de kuvvetlenmesi bizim şirketimizin faaliyetlerinin bu bağlamda olması ve hammadde satışında kârın bitme noktasına gelmesi, Türkiye’deki birçok sektörde olduğu gibi yassı çelik sektöründe de çehreyi değiştirdi. Tabii ki o yıllarda yapılan bizim yurtdışı seyahatlerimizde görmüş olduğumuz hizmet kalitesini de görmemizi sağladı.

Dost sohbetlerinde hep eskiye dair ticaret koşullarının özlendiğinden bahsedilir; sözün senet olduğu zamanlardan… Şimdi ise durum çok farklı… Satıcının kendini güvenceye alacağı birçok yol var. Buna rağmen eskiden mal satmak, tahsilat yapmak daha kolaydı deniyor. Buna katılıyor musunuz?

Eskiden şartların gerektirdiği gibi davranır ve ticaretimizi de o yönde yapardık. Yıllar geçtikçe her şey gibi ticaretin de kuralları değişti. Eskiyi özlemek, nostaljiden başka bir şeye yaramaz. Malum devir değişti ve söz ile iş yapmak günümüzde imkansız hale geldi. Küçük istisnalar mutlaka vardır ama çoğunluk, yeni ticaret kurallarından ibaret diyebilirim...

Dolayısıyla insanlar artık eskiyi özlemekten vazgeçmeliler… Özellikle kar marjlarının yeniden eski oranlara yükseleceğini kimse hayal etmesin. Artık günümüzün gerçeğini kabul edip önlerine bakmalılar. Bundan sonra bu böyle devam edecek. Bu işler asla eskiye dönmeyecek.

Gökmetal olarak satışını gerçekleştirdiğiniz ürünler ithal ağırlıklı mı yoksa yerli ürün ağırlıklı mı? Kalitede devamlılığı sağlama noktasında yerli ya da ithal ürün arasında bir fark yaşanıyor mu?

Biz hem yerli üreticilerden hammadde alıyoruz hem de yurtdışındaki üreticilerden ithalat yapıyoruz. Yapmak zorundayız. Çünkü Türkiye’deki arz – talep dengesizliğinden dolayı yerli üreticilerden her zaman istediğimiz tonajı bulamıyoruz. Yurtdışından ürün getirtmek, Türkiye’den ürün almak kadar kolay bir iş değil tabi ki… Fakat yurt dışında doğrudan üreticilerle irtibat halindeyseniz ve uzun süredir onlarla ticaret yapıyorsanız her şey çok daha kolay oluyor. Gökmetal olarak; yerli üreticilerimizle nasıl çalışıyorsak, yurt dışındaki üreticilerle de aynı ahenkte çalışabiliyoruz.

Kalite konusunda en başta kendimize güveniyoruz. Tesislerimizde; birçok Çelik Servis Merkezi’nde olmayan teknolojiye sahibiz… Gerek yurtiçinden, gerekse de yurtdışından ithalatını yapmış olduğumuz hammaddelerin mekanik ve kimyasal testlerini kendi laboratuvarlarımızda yapabiliyoruz. Bu test sertifikalarını tabii ki müşterilerimizle paylaşıyoruz. Altını çizerek, bir kez daha vurgulamak istiyorum: Doğru firmayla çalıştığınız sürece; dünyanın neresinden olursa olsun kaliteli ürünü getirebilir ve müşterinize sunabilirsiniz.

Son iki yıldır cevher ve hurda fiyatları arasındaki makas fazlasıyla açılmıştı. Son 1-2 aydır makas yeniden kapanmaya başladı. Sizce bu durum sektöre nasıl yansıdı? Oluşan fiyat farklılıkları sizleri yeni üreticilere yönlendirdi mi?

2 – 2.5 yıl öncesine kadar dünyadaki cevher ve hurda fiyatları arasındaki denge iki farklı metotla üretim yapan şirketlerin benzer maliyetlerde üretim yapmasını sağlıyordu, bu denge biraz bozuldu.

Özellikle son 1 aydır ise cevher fiyatlarında yukarı doğru bir artış var. Gerçi hurda fiyatları da artıyor ama makasta bir kapanma söz konusu. Aynı zamanda kömür fiyatları tabiri caizse uçtu. Zaman içinde bunlar temel ekonomik kurallar çerçevesinde dengeye gelecektir. Sektörümüzün gündeminde anti damping soruşturması olduğu için ondan da kısmen bahsetmek istiyorum. Yurtdışından gelen ve haksız rekabete yol açan ithalata karşıyım. Uluslararası ticaret anlaşmaları çerçevesinde ihlal söz konusuysa, devlet gerekli çalışmaları yapsın. Haksız yere yerli üreticilerimize kimsenin zarar vermesini istemem. Bununla beraber uluslararası serbest piyasa koşullarını tamamen göz ardı edersek ve her önümüze gelene anti damping soruşturması açarsak kendimize de zarar veririz. Körü körüne yapılan korumacılığa karşıyım ben...

Körü körüne korumacılık anlayışından kastınız nedir mesela? Verebileceğiniz bir örnek var mı?

Burada tabii ki büyük fotoğrafta Türkiye’nin menfaatlerini düşünmek lazım… Sektördeki belli bir tüketici grubunu veya belli bir üretici grubunu değil Türkiye’nin menfaatleri ne ise onu düşünmemiz lazım. Bir ülkeden çok malzeme geldi veya şu ülkeden gelen malzeme birim fiyatı yerli üreticilerin fiyatının altında diye bir antidamping soruşturması olmamalı. Dünya Ticaret Örgütü’nün geçerli kriterleri çerçevesinde yapılacak her türlü anti damping çalışmasını destekliyoruz. Ancak bunların gündeme gelmesi bile yılda 7 milyon tondan daha fazla ithalat yapan bir ülkede fiyat beklentileri açısından piyasanın birçok dengesini bozabiliyor. Burada son tüketicinin dünya fiyatları çerçevesinde hammaddeye ulaşabilmesi esas bir kriter olmalı.

Buna paralel olarak şunu da aktarmak isterim; önümüzdeki yıllarda Türkiye’deki bu talebin devam edeceğini düşünürsek bizim korumacılık duvarlarını fazla zorlamamız gerekiyor. Gümrük vergisi, anti damping davaları gibi konuların artması önümüzdeki dönemde Türkiye’nin dünya ortalama fiyatlarının daha üstünde bir fiyatla hammadde almasını gerektirir ki, bu da bizim ihracatçı firmalarımızı kesinlikle olumsuz etkileyecektir. Türkiye’deki büyük ihracatçı firmalar haricinde Anadolu’daki orta ölçekli yan sanayi ihracatçıları var ve maalesef onlar mevzuatın çok karmaşık ve dengesiz olmasından dolayı dâhilde işleme rejimini kullanmamakta hatta kullanamamaktadır. KOBİ’leri göz ardı edemeyiz. Unutulmamalıdır ki KOBİ’lerimiz ülke ekonomisinin yarısından fazlasını oluşturuyorlar.

Sektörde en önemli konulardan bir tanesi ise finans meselesi... Bankacılık sektörü Türk demir çelik sektörüne nasıl bakıyor? Bankaların uyguladığı politikaları doğru buluyor musunuz?

Aslında bu konuya finans sektörü ve demir çelik sektöründe faaliyet gösteren şirketler için değil tüm sektörler için değinmek istiyorum. En büyük gündem finans sektörünün, ülkemizdeki sektörler hakkında yeterince detay bilgiye sahibi olmaması… Şimdi düşünün ki; inşaat demiri üretip satana, takım çeliği ithalatçısına, boru – profil tedarikçilerine ve yine bizim gibi yassı çelik sektöründe faaliyet gösteren firmalara “demir çelikçi” diyorlar. Halbuki bu bahsettiğim alanlar kulvarlar birbirinden o kadar farklı ve uzak ki… Ticaret koşullarımız, piyasalarımız, arz ve talep dengelerimiz, sektörlerin finansal yapıları, müşteri portföyleri. Hepsi çok farklı…

Ama gelin görün ki bunu bir de bankalara anlatın bakalım… Bunu da geçtik; düşünün ki bir Ticari Portföy Yetkilisi bankadan çıkıp önce bir gıda toptancısını ziyaret ediyor. Oradan çıkıp bir kereste tüccarının kredi talebini alıyor ve ardından bir mobilya firmasına uğruyor. Oradan bir özel hastaneye gidiyor.

Bankaya vardığında da bir demir çelik firmasının talebini değerlendiriyor. Bunu aynı kişi yapıyor. Sizce ne kadar doğru değerlendirebilir ki?

Dünyadaki ve ülkemizdeki her sektörü yakından tanıyıp, irdeleyebilecek ve o sektörlerin tamamının hassasiyet ve dengelerini göz önünde bulundurabilmek gerekiyor. Sistem baştan aşağıya yanlış bana göre… Bu konuda bankalara önemli bir eleştiri getirmek istiyorum: “Lütfen sektörlere yönelik uzmanlık birimleri oluşturun. Genel müdürlüklerinizde veya bölge müdürlüklerinizde sektörlere göre birimler oluşturun. Demir Çelik sektörüne bakan yönetici ile gıda sektörüne ba kan yönetici aynı olmasın” Bir şube müdürün 30-40 tane farklı sektörde müşterisi olduğunu düşünün. Bu kişinin 40 farklı sektördeki arz talep dengelerini, ithalat ve ihracat bilgilerini, önümüzdeki dönemlerdeki ülkenin veya bölgenin tüketim eğilimlerini, sektördeki vergi değişikliklerini, ithalat veya ihracat pazarlarındaki değişimleri, arz kanalına girecek yeni yatırımları, sektördeki fiyat değişimlerini doğru analiz edebilmesi mümkün mü? Böyle devam ederse hem bankalar hem de firmalar zarar görmeye devam edecek.

15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi hakkında neler düşünüyorsunuz? Sektöre ne gibi etkileri oldu? 2016 yılı değerlendirmesi ve 2017 yılı beklentileriniz hakkında ne söylemek istersiniz?

Yassı çelik sektörünün son 10 yılına baktığımızda yukarı yönlü bir ivme kazandığını görüyoruz. Sektörümüzün büyümesi demek ülkemizin de büyümesi demek… Türkiye’nin yassı çelik sektöründe ihracatçı olmasına dönük altyapı çalışmalarının yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de bazı altyapı çalışmalarının mevzuat değişikliklerinin devlet tarafından yapılması gerekiyor. Gelelim 15 Temmuz’un etkilerine… Ülkemizi derinden sarsan bu olay tüm Türkiye’yi olduğu gibi sektörümüzü de etkilemiştir. Bütün sosyal ve siyasal olaylar Türkiye’deki talebi kısmen olumsuz etkiliyor ama Türkiye’nin kendi dinamiklerinin kuvvetli olduğunu düşünüyorum. Fizibilitesi yapılmış yatırımlar elbette devam edecektir. Büyük Türkiye fotoğrafında ve sektörümüzde de düzgün iş yapan firmaların başarılı olduğunu görüyoruz. Bundan sonra da bu durumun devam edeceğini düşünüyorum. 2017 yılına ilişkin olumsuz bir bakış açım yok.

Kaliteli ürün sattığınız ve bunun devamlılığını sağladığınız zaman müşteri ilişkileriniz iyi ise her zaman ve her şartta başarılı olabilirsiniz. Biz ülkemizin ve müşterilerimizin büyüme politikalarına göre yatırımlarımıza devam ediyoruz. Ülkemize ve sanayimize güveniyoruz.

Son olarak Gökmetal, kısa ve uzun vade de neleri hayata geçirmeyi düşünüyor? Gökmetal’i ileride farklı alanlarda görebilecek miyiz?

Biliyorsunuz bizim ana işimiz Çelik Servis Merkezi… Sanayici bir kimliğimiz var. Ana işimizi bırakmayacağız. Yukarıda bahsetmiş olduğum gibi; Gebze’den ve Karadeniz Ereğli’den lojistik olarak ulaşmakta zorlandığımız 2 – 3 tane farklı bölgeye önümüzdeki 3 yıl içerisinde Çelik Servis Merkezi kurmayı düşünüyoruz. Çelik Servis kavramı dışında da bazı fizibilite çalışmalarımız var. Ana iştigal alanımızın dışına çıkmadan çeşitli yatırımlar yapmayı planlıyoruz.. Zaman ayırıp bizleri ziyaret ettiğiniz için ve gerek faaliyetlerimiz gerekse de sektörle ilgili düşüncelerimizi okuyucularınızla paylaşma imkanı sunduğunuz için sizlere teşekkür ediyorum.